PKK’NIN HIZLICA BÜYÜMESİNİN TEMEL OLAYI

 

 

 

PKK’nın Dönüm Noktası Körfez Savaşı

 

Bilindiği gibi Körfez Krizi 1991 yılının 17 Ocak günü Amerika ve diğer müttefiklerin hava bombardımanı ile fiilen savaşa dönüştü.Bir ay kadar devam eden hava saldırısının ardından 24 Şubat’da kısmi bir kara harekatıyla Irak Ordusu Kuveyt’ten çıkarıldı, 28 Şubat’da savaş bitti.Saddam’ın ordusu kısmen teslim oldu,diğerleri içlere doğru çekildiler.Bu yenilgi,en başta ülkede askeri ve siyasi otorite boşluğu yarattı ve Irak topraklarındaki hakimiyet ABD’nin eline geçti.Geçmişte sıkça görülen İngiliz oyunları tekrar sahneye konuldu.Savaşın sona erdiği günlerde Amerika’nın kışkırtmasıyla pusuda bekleyen Kürtler kuzeyden,İran yanlısı Şii’ler de güneyden harekete geçtiler.Bu arada Kuzey Irak’ın ERBİL bölgesinde SURÇİ Aşireti Reisi Ömer Hıdır Surçi, Kürt ayaklanmalarını başlatarak, bütün Kürtleri Saddam’a karşı harekete geçirdi.Kürtler önemli mevziiler kazanmaya başladılar.Güney’den Şii ayaklanması da Saddam’ı oldukça zor bir duruma soktu.Fakat birden bire Irak ordusu toparlanarak bütün dünyanın,özellikle de Kürt destekçisi İngilizlerin ve ABD’nin gözleri önünde büyük bir kinle Kürtlerin üzerine yürüdü ve vahşi katliamlar gerçekleştirerek Türkiye’ye doğru kaçmasını sağladı Saddam Arap milliyetçisidir Ortadoğu’nun lideri olarak görüyordu kendini “Kürt Kasabı” olarak anılmaya başlamıştır.

 

Irak’dan Türkiye’ye Göç

1991 Nisan ayı başlarında Kuzey Irak’tan Türkiye’ye doğru Hakkâri,Şırnak vilyetlerine doğru kitlesel bir göç hareketi şekillenmeye başladı.Bu durumu gören Türk askerî makamları, hükümete şu önerilerde bulundular:

“Sığınmacıların Türk topraklarına geçmelerini önleyelim.Türk sınırı boyunca Irak topraklarında bir güvenlik kuşağı oluşturalım.Göç dalgası Irak topraklarında durdurulsun ve sığınmacılara gerekli insanî yardım, bu güvenlik kuşağı içerisinde kurulacak kamplarda sağlansın.”

Bu öneriler sağlam gerekçelere dayanıyordu.Birincisi, sığınmacılarn Türk topraklarına alınmaları halinde, sınırların fizikî güvenliğini sağlamak mümkün olmayacaktı.Bu durumun ciddî güvenlik riskleri doğurması ve kamu düzenini tehlikeye düşürmesi kaçınılmazdı.İkincisi, sığınmacıların Türk topraklarına alınması göçün ekonomik ve sosyal etkilerinin daha kuvvetle hissedilmesine yol açacaktı ve nihayet en büyük tehlike de, göç karmaşasından yararlanacak olan geniş PKK gruplarının silahlarıyla birlikte Türkiye’ye sızmalarından doğacaktı.Ancak Cumhurbaşkanı Özal her zaman ki başına buyruk davranarak askerlerin bu önerilerini dikkate almadı ve sığınmacılar, büyük dalgalar halinde,Türk topraklarına girdiler.Ne var ki, Özal’ın kararının olumsuz sonuçları derhal ortaya çıktı.Zira Saddam’ın zulmünden can havliyle kaçan takriben 500.000 Kürt,Türkmen ve Süryani Irak vatandaşı tabiatıyla bunların hepsi sel gibi topraklarımıza akınca hükümet ne yapacağını şaşırdı.Burada bir parantez açarak, söz konusu yarım milyon sığınmacı arasına karışan çok sayıda PKK’lı teröristin, savaş stoklarıyla, silahlarıyla ve cephaneleriyle Türkiye’ye geldiklerini belirteyim.Bunun çok ciddî sonuçları oldu.Bu gelişme, 1990’lı yılların ortalarına kadar uzanan dönemde, PKK terörünün gemi azıyla almasına yol açtı.Bu yüzden çok kan döküldü, güvenlik güçlerimiz bu yıllarda ağır zayiat vedi ve binlerce masum sivil de telef oldu.Müttefik güçler Saddam’ı devirmek amacındaydılar en başta ancak, Saddam devrildiği taktirde yönetim ya İran yanlısı Şiilere ya da Alp Urungu’nun torunları olan Kürtlere geçecekti.Bu her iki durum da ABD’nin ve Batı’nın çıkarlarına tersti bu yüzden boyun eğmiş yenilgiyi kabul etmişti.

AYAKLANMA ESNASINDA PKK VURGUNU

Abdullah Öcalan’ın kurtarmaya çalıştığı Kürtler APO daha doğmadan “Kürtlük adına mücadele” yürüten insanlardı.İşte bu insanlar,Saddam tarafından kovalanırken, APO’nun adamları Saddam’ın askerleriyle birlikte Kürtlerin geride bıraktıklarnı yağmalamakla meşguldüler.Evet,APO’nun ünlü gerillaları talan ve çapul peşindeydiler Kuzey Irak boşalıyor meydan APO’nun adamlarına kalıyordu.Türkiye Körfez Savaşı’nda Irak’a zıt bir politika uyguladığı için Saddam PKK’nın Kuzey Irak’a yerleşmesine izin vermişti.APO ve adamları 1991 yılı bahar ayları boyunca Kuzey Irak’ta çapul ve talan ile elde ettiği silah,cephane gibi malzemeleri depoluyor,mevzilerini güçlendirmeye çalışıyordu.Daha da önemlisi bu işleri Kürt kardeşleri için yaparken Kürt Kasabı Saddam’ın askerleriyle birlikte yapıyordu.Kriz boyunca PKK beklediği gibi Türk Birlikleri Kuzey Irak’a girmedi ama Türkiye de bu sorunun içine çekilmişti.Türkiye Savaşta Irak’ı karşısına almış Amerika’yı gözü kapalı desteklemiştir.Türkiye’nin bu Körfez Politikasını izlemesinde Özal’ın payı çok büyüktür kendi kafasına göre hareket etmiştir.Neydi bu Körfez Politikası 1 koyacağız 3 alacaz Musul’u Kerkük’ü alacaz 1 koyup üç aldık mı ? Musul ve Kerküğü aldık mı hayır! Türkiye Amerika’yı destekleyerek fena şekilde köşeye sıkıştı Amerika iki seçenek sundu bize Türkiye ya toprakları üzerinde çekiç güce izin verecekti ya da Saddam+APO ‘nun Sürek Avın’dan kaçan yüzbinlerce Irak’lı Kürde sınırlarını açacaktı.Türkiye birnici şıkkı tercih etti Türkiye ve 5 Ülkeden 5000 askerden oluşan Çekiç Güc’ü ülkeye aldık.Yeşil bir sohbetinde sık sık Jandarma Genel Komutanı Cennet Mekan Eşref Bitlis Paşa’nın izlediği PKK politikasını överken ABD ve bir dönem bölgede görev yapan, Çekiç Güç’ün PKK’ya destek vermesinden şikâyet etti.1991’de kurulan Çekiç Güç, çeşitli isimler altında ta 2003 yılına yani 2. Körfez Savaşı’na kadar devam etti.Hep Amerika’nın menfaatlerini koruduk ve sonuçta hem PKK’yı hem de Barzani’yi başımıza bela aldık.Bundan sonra da Türkiye, Amerika’nın baskısı altında kaldı.Zira Amerika, Adana’daki İncirlik NATO Üssü ile Türk topraklarını Irak’a karşı kullanmak istiyordu.Hatta İncirlik dolayısıyla NATO, Türkiye’ye garanti vermek suretiyle NATO sorumluluk alanını bir bakıma Orta Doğu’ya da uzatmış oldu.Bu baskılar üzerine, Cumhurbaşkanı Özal ve ANAP hükümetinin Amerika ile beraber, Irak’a karşı savaşa girme hevesine olduğu görüldü.Aynı yılın Nisan ayında Amerikan Savunma Bakanı Dick Cheney de, “Orta Doğu’nun petrol kaynaklarını,Amerika’nın çıkarlarına ters düşen her hangi bir devletin kontrolü altına almasına Amerika izin vermeyecektir.” şeklinde konuşarak Ortadoğu’nun sahibi benim diyor Amerika.Kuzey Irak’lı Kürtler tekrar eski yerlerine döndü.Ancak sınır boyunca PKK çeteleri bir ara hat oluşturarak, Irak’lı Kürtleri ile Türkiye arasında bir şeridi ellerine geçirdiler.Bu şeridi güçlendirmek için Hakkâri ve Şırnak illerinin köy ve kasabalarını kullandıkları gibi, Kuzey Irak’taki şehir,kasaba ve köyleri de yedeklediler.Yani hem Kuzey’den hem Güney’den manevra imkanları elde ettiler.Öte yandan bu şeridin doğu ucunda İran’a batı ucunda Suriye’ye kanallar oluşturdular.Ersever’in de dediği gibi Körfez Krizi ve sonuçlanma biçimi, APO’ya rüyasında bile göremeyeceği müthiş avantajlar yaratmıştı.Bu anda Türkiye’nin en sarp sınırına paralel ve her iki tarafından Kürtçülüğün, çeteciliğin,kanunsuzluğun yoğun olduğu birimlerinin az yollarının yetersiz ki gerilla savaşına çok uygundur insanların geri olduğu sahipsiz bir toprak parçşası Abdullah Öcalan’ın adamlarına kucak açmıştı.APO Ankara Yüksek Güvenlik Kurulu Mahkemesine verdiği ifade de “Körfez savaşı bizim için muazzam bulunmaz bir kazançtı ummadığımız kadar silah bulduk,ummadığımız kadar örgüte katılım oldu” demiştir.İran ve Suriye’den de Kuzey Irak’ın tahkim edilmesi yönünde onay ve destek aldılar.Gerek Suriye gerekse İran, Kuzey Irak ile Türkiye arasında bir Çin Seddi’ne ihtiyaç duyuyorlardı eğer PKK’yı başına bela ederseler Türkiye’nin Musul ve Kerkük’e iniş yolunu tıkayacak kendi iç meselesiyle uğraşan Türkiye komşularına uygulunan politikada güçsüz düşecekti.Böyle bir Seddin PKK tarafından uygulanması için ellerinden gelen gayreti sarf ettiler Para verdiler,Silah verdiler,Eleman temin ettiler ki PKK’da her 7 kişiden birisi Suriye Kürdü’dür.PKK’nın bir duvar işlevi görmesi Saddam’ın da işine gelmiştir.Kürt potansiyelinin Türkiye’ye karşı yöneltilmesi, Saddam Hüseyin yönetimi için bulunmaz bir fırsattı.Bu durum fırsat olmaktan öte bir nimetti.Böyle bir şey Saddam’ın yönetimi için de çok önemli bir destekti.Saddam zaten oradan çekilirken cephanelerini tahkim etmiş karakollarını tümden PKK’ya terk ederken bunun hesabını yapmıştı.1988’de Saddam’ın ajanları vasıtasıyla yaptıkları anlaşma gereği Irak’da ki Kürt nufusunu da Türkiye’ye karşı kullanacaktı ama Suriye ve İran’dan çekindiği için bunu yapamıyordu.Suriye ve İran’da bundan yararlanmıştı düşman olduğu Kürtleri Apo’ya vererek al tepe tepe kullan diyerek bu vasıtayla onlardan da kurtulmuş oldu ve baş düşmanı Türkiye’nin başına bela sardı.İran ve Suriye çok güzel birlik içindeydiler sadece onlar değil Kıbrıs Rumları,Yunanistan*(En çok yardım sağlayan ülkedir şüphesiz),Almanya,Fransa,İngiltere de ortak hareket ediyordu.Kuzey Irak’ta ki Kürt aşiretleri yıllarca Saddam’a bağlı kalmıştı lakin ayaklanınca bütün bağları kopmuştu.Bu nedenle Barzani ve Talabani onları hain diye nitelendirmişti Barzani ve Talabani’nin etkinlik kurmasıyla birlikte geleceklerinden şüphe etmeye başlamışlardı ortada kalmışlardı PKK bunu fark edince hemen aşiretlere yöneldi.Böyle Barzani ve Talabani’ye karşı güç arayışı olan aşiretler hemen PKK’yı tercih etti ve PKK’ya ellerinden gelen tüm yardımı yaptılar.PKK Kuzey Irak’a bir güzel yapılandı Kandil,Hakurk,Basyan,Avaşin,Zap,Haftanin kamplarını kurdu İran’da Jerma,Urumiye,Zagros kamplarını kurup Hakkari’yi kuşattı özellikle Şemdinli’yi Şemdinli PKK için Apo’nun da dediği gibi hayati bölgedir Botan-Behdinan Savaş hükümetinin kilit noktasıdır bir avuç özgür vatan dediği yerdir burayı almak için 3 bölgedende Şemdinli’yi kuşatırlar.Ve 12 bin kişilik gibi zirve bir militan sayısına ulaşırlar ve her gün karakol,mezra baskınları olmaya başlar.92-96 yılları arasında 2541 şehit veririz ki asker bunlar sadece.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla