“Kim”in Zaferi? – Kuzey Kore’nin Ahvaline Dair

I. Giriş

Dilimizde Kore meselesinin Kuzey tarafına dair ciddi tetkiklerin sayısı malesef çok azdır. Türkçe kaynaklar, genellikle batılı kaynakların Kuzey Kore’yi Orwellian bir havanın hakim olduğu, deli bir diktatörün yönettiği küçük bir Karayip adası olarak göstererek yazdığı “derin analizleri” çevirmeyi yahut KDHC (Kuzey Kore’nin resmi adı)  hariciyesinin ve KDHC’nin resmi yayın organı olan Rodong Sinmun’un açıklamalarını aynen yazmayı tercih ederler. Bu sebeple meseleyi Türkçe kaynaklardan okumak isteyen bir okur ya Rodong Sinmun’un ülkede modern tekniklerle üretim yapan bir patates çiftliği kurulduğunu müthiş bir muvaffakiyetmiş gibi anlatmasını izler, ya da KDHC’den kaçanların farklı yerlerde değiştirerek anlattığı tutarsız hikayelere hüzünlenir. Ülkemizde Kuzey Kore’ye dair tartışmaların “Ya abi Kim Jong-un eniştesini köpeklere parçalatmış” seviyesini aşması için dilimizde ciddi analizlerin yayınlanmasını elzem görüyorum.

II. Kim Jong-un’un İlk Yılları ve “Byungjin” Stratejisi

KDHC’deki bürokratizasyonun bir neticesi olarak, selefi Kim Jong-il öldüğünde yetkileri devralan Kim Jong-Un’un iktidarı ilk zamanlarında hala garantilenmiş değildi. Doğru zamanda doğru kararlar vermediği takdirde KDHC’nin tüm gücü ve meşruiyetin kaynağını tek elde, tek kişide toplayan Suryong (lider) odaklı sistemi parti elitlerinin elinde stabilitesini koruyamayabilirdi. Bununla birlikte babası Kim Jong-il’in lider olmadan önceki 30 yıllık hazırlık süresini doldurmadığı için tecrübesiz görülüyordu. KDHC yönetimi, genç lider Kim’in birçok konuda danışmaya ihtiyacı olacağını düşünerek “naiplerden” ve deneyimli politikacılardan oluşan bir danışma ağı kurdu. Ağın en kritik kısmında stratejik önemde kararların tartışıldığı, Kim ailesinin üyelerinden oluşan bir çevre bulunuyordu. Bu kısmı fazla uzun tutmamak için üyelerin rollerinden bahsetmeyeceğim, fakat bu çevrenin (Kim Kyong-hui, Jang Song-taek, Choe-Ryong-hae) üyelerinden Choe hariç sonlarının pek iyi olmadığı söylenebilir. Jang Song-taek’in siyasi hayatı 8 Aralık 2013’te onun bütün görevlerinden azledilmesine dair çıkan Politbüro kararıyla son buldu. Eşi Kim Kyong-hui ise Jang tutuklandıktan sonra “kayboldu”, daha sonra rejimin 2017’de yaptığı bir açıklamayla “ağır vaziyette hasta” olduğu söylendi. Böylelikle Jang ve Choe arasında uzun süre devam ettiği bilinen mücadele, Choe ve Kim Jong-un’un lehine sonuçlandı. Jang ve destekçilerinin tasfiyesiyle WPK (Kore İşçi Partisi) Merkez Komitesi’nin yargı ve kolluk kuvvetleri üzerindeki kontrolü arttı, parti üyeleri arasında yayılan Çin modeli ekonomik dönüşüm fikri baltalanmış oldu.

Kuzey Kore uzmanlarının iddia ettiğinin aksine Kim’in tek gayesi kendi iktidarını ve rejimi koruyan statükoyu devam ettirmek değildi. Kim Jong-un, bir gün Kore’nin Kim Il-sung’un hayal ettiği “Koryo Konfederal Cumhuriyeti” modeliyle iki farklı sistemin ve hükumetin bir arada bulunacağı, ordunun ve dışişlerinin ortak olacağı şekilde birleşeceğini düşünüyor, bunu istiyor ve buna inanıyordu. “Kore’nin bölünmesi 20. asırda dünya siyasetinin bıraktığı trajik bir mirastır. Bu miras, 21. yüzyıla kalmamalıdır.” demişti Kim Il-sung. Kim Jong-un, ülkesinin 90’larda yaşadığı ekonomik krizden sonra Güney Kore’nin endüstriyel, askeri ve teknolojik ivmelenmesine karşı koyamadığı için bir hayli geri kaldığını biliyordu. Muhtemel bir yeniden birleşmede konfederasyon dahilinde Kuzey tarafının zayıf kalmaması için KJU kendisine dört hedef belirledi: 1)Dahili rakiplere karşı iktidarın garantilenmesi, 2)Caydırıcı nitelikte bir nükleer güce sahip olunması, 3)Halkın refah seviyesinin yükseltilmesi, 4)KDHC’nin uluslararası arenada meşru bir nükleer güç olarak kabul görmesi.

KJU, Mart 2013’te planının ilk iki safhasını oluşturan “Byungjin” stratejisini duyurdu. Byungjin stratejisiyle uzun menzilli nükleer saldırı gücüne sahip olmak ve ülke dahilinde ekonomik kalkınma amaçlanıyordu. Obama ve Trump zamanındaki Amerikan hariciyecileri bu stratejiyi kavrayamayarak zamanında birkaç kez yaşandığı gibi KDHC’ye nükleer programlarını durdurmaları karşılığında ülkenin dünya ile ekonomik bağlarını ciddi şekilde sınırlayan yaptırımları kaldıracakları sözünü verdi. Fakat KDHC 90’ların sonunda olduğu gibi toplu ölümlere yol açan bir açlık yaşamıyordu, bu yüzden nükleer programını ekonomik yardımlara değişmedi. Amerikan hükumetinin gitgide arttırdığı baskılar KDHC’nin nükleer programını hızlandırmaktan başka bir işe yaramadı. Trump’ın “son derece başarılı” olarak gördüğü maksimum baskı politikası, Byungjin’e karşı etkisiz kaldı. (Ekonomik yaptırımların kapsamının genişlemesi yaptırımlara rağmen büyüyen Kuzey Kore ekonomisinin büyümesini yavaşlatmıştı, öyle ki devletin fabrikaları son zamanlarda üretim kotalarını doldurabilmek için masrafa girip Çin’den hammadde temin ediyordu fakat bu sınırlı başarı KDHC yönetimini stratejisinden vazgeçirememişti. Bunları göz önüne alarak mücadeleyi KDHC’nin kazandığını söylemek daha doğru olur, zira ABD asıl hedefi olan KDHC’yi yıldırmak hedefine ulaşamamıştı.)

28 Kasım 2017’de teorik olarak ABD anakarasını vurabilecek kapasitedeki Hwasong-15 füzesinin testinin başarılı olmasıyla KJU, ülkesinin nükleer güç olma yolunda zafere ulaştığını ilan ederek bu tarihi başarılarını kutlayan posta pulları çıkarttı ve kendisinin Güney Kore başkanı Moon ile görüşmesinden önce yapılan bir WPK kongresinde ekonomik kalkınma ağırlıklı yeni stratejisini açıkladı. Kim’in yeni stratejisinin bir dereceye kadar dahili ekonomik reformları içereceği, bu reformların bir kısmının son zamanlarda güçlenen kapitalist eğilimli donju sınıfı üzerindeki bürokratik baskıyı kaldırmak yönünde olabileceği öngörülüyor. Donju sınıfının kazançlarından temin edilen vergiler ekonomik yaptırımlar altında dövize ihtiyaç duyan rejimin ihtiyaçlarını karşıladı, bunun karşılığında WPK ile donju sınıfı arasındaki bu işbirliğinin devleti korporatist uygulamaları artırmaya itebileceği söyleniyor. BM’nin KDHC’nin kömür endüstrisi üzerine uyguladığı yaptırımlardan dolayı kazanç sağlamadığı terkedilen kömür madenlerini donju sınıfına mensup iş adamlarının devletten birer birer satın aldığı düşünülürse mezkur sınıfın adı ileride daha çok duyulacak gibi görünüyor.

KDHC’nin Hwasong-15 füzesini başarıyla test etmesini kutlayan posta pulları

III. KDHC’nin “Sempati Atağı” Yahut “Yeni Stratejisi”

Batılı kaynakların “charm offensive” (sempati atağı) olarak, KDHC’nin ise “yeni strateji” olarak adlandırdığı bu diplomatik süreçten ilk olarak net bir şekilde Kim Jong-un’un yeni yıl konuşmasında bahsedilmişti. Amerikan başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını gündeme getiren popüler basın, konuşmadaki bir bölüme atıf yaparak “kimin nükleer düğmesinin daha büyük olduğunu” tartışırıyordu. Diğer yandan Kim’in “Günümüzdeki vaziyet Kuzey ve Güney Kore’nin geçmişte yaşananlara takılmayı bırakıp ilişkilerini ilerletmesini ve ulusumuzun yeniden birleşmesi yolunda kararlı adımlar atmasını gerektirmektedir.” sözleri basında fazla gündeme gelmese de KDHC’nin politikalarındaki değişimi açıkça vurguluyordu. Alınan kararın ardından yaklaşan Kış Olimpiyatları için Kuzey-Güney Kore arasında iletişim hattı kuruldu ve iki ülkenin özel yetkili temsilcileri Panmunjom’da KDHC’nin olimpiyatlara kalabalık bir kafileyle katılımını görüştü. Anavatanı Yeniden Birleştirme Komitesi’nin Yeniden Birleşme ve Propaganda Bürosu’nun 12 Mayıs tarihli raporuna göre Kış Olimpiyatları’nın açılış seremonisine Kuzey Kore adına KDHC takımının sporcuları ve amigoları ile birlikte ülkenin meşhur Samjiyon Orkestrası, tekvando gösteri ekibi ile birlikte üst düzey bir delegasyon katıldı. Açılışa katılan delegasyonda KJU’nun kardeşi Kim Yo-jong ile birlikte Kim Yong-nam, Choe Hwi, Ri Son-gwon, Kim Yong-chol ve Jo Yong-won bulunuyordu. (Bu isimlerin görevlerinden tek tek bahsetmeyeceğim fakat KDHC’nin yönetimine dair ileri okuma hevesi oluşturması için isimleri ekliyorum, eğer istenirse KDHC’nin üst düzey bürokrasisine dair portreler içeren ayrı bir yazı yazabilirim.) Bundan sonra olimpiyatların kapanış seremonisine ve Mart’taki paralimpik oyunlarına da KDHC’den kafileler yollandığı biliniyor, fakat KDHC’ye asıl propaganda fırsatını tanıyan hiç şüphesiz açılıştaki katılımlarıydı.

KDHC’nin olimpiyatlardaki katılımı uluslararası toplumun ve Güney Korelilerin kendilerine bakışlarını pek değiştirmese de KDHC’nin iyi niyetli tutumu iki Kore arasındaki görüşmelerin ilerletilmesine zemin hazırladı. Kim-Moon zirvesinden önce yapılan görüşmelerin kronolojisi:

  • 6 Mart 2018 – Güney Kore başkanı Moon’un gönderdiği özel bir heyet, Pyongyang’da Kim Jong-un ile görüştü. Görüşmeye Güney tarafından Jong Ui-yong (Başkan Moon’un özel elçisi), Chon Hae-song (Yeniden Birleşme Bakanlığı bakan yardımcısı), So Hun (Güney Kore Milli İstihbarat Teşkilatı başkanı), Kim Sang-gyun (Güney Kore Milli İstihbarat Teşkilatı başkan yardımcısı) ve Yun Kon-yong katıldı. Kuzey tarafında Kim Jong-un ile birlikte onun kız kardeşi Kim Yo-jong ve WPK Merkez Komitesi başkan yardımcısı Kim Yong-chol katıldı. Görüşmede ilişkilerin ilerletilmesi, Kore yarımadasındaki askeri gerginliğe son verilmesi için diyaloğun artırılması kararları alındı.
  • 25-28 Mart 2018 – Kim Jong-un, eşi ve beraberindeki bir heyetle (Choe Ryong-hae, Pak Kwang-ho, Ri Su-yong, Kim Yong-chol, Ri Yong-ho, Jo Yong-won, Kim Song-nam, Kim Pyong-ho) Xi Jinping’in davetiyesi üzerine Çin’i ziyaret etti.
  • 31 Mart 2018 – Uluslararası Olimpiyat Komitesi başkanı Pyongyang’ı ziyaret etti.
  • 2 Nisan 2018 – Güney Kore’nin Kültür, Spor ve Turizm Bakanı To Jong-hwan’ın önderliğinde Güney Koreli sanatçılardan oluşan bir heyet Pyongyang’ı ziyaret etti.

27 Nisan 2018’de, önceki görüşmelerle planlanan Kuzey ve Güney Kore arasındaki zirve gerçekleşti. Kuzey ve Güney taraflarından heyetlerin Panmunjom’da yaptıkları görüşmeler sonucu iki taraf arasında tarihi öneme sahip “Kore Yarımadası’nın Barış, Refah ve Yeniden Birleşmesi Üzerine Panmunjom Deklarasyonu” imzalandı. Deklarasyonda taraflar arasındaki diyaloğun artırılacağı, iki ülke arasındaki ekonomik ve kültürel bağların kuvvetlendirileceği, Kore’nin bölünmesiyle ortaya çıkan insani sorunlara çözüm için karşılıklı çalışılacağı vurgulandı. İki Kore’nin birbirlerine karşı her türlü askeri harekatı durduracağını, Kore’de barış için birlikte çalışacağını ilan etmesi Kore Savaşı’nın resmen nihayete ermesi yönünde tarihi bir adım oldu. (Deklarasyonun tam metni için (İngilizce): https://www.japantimes.co.jp/news/2018/04/27/national/politics-diplomacy/full-text-panmunjom-declaration/#.Wvx7SqSFPIU) Bu tarihi zirvenin diğer bir etkisi de Güney Kore’de KDHC ve Kim imajının olumlu yönde değişmesi oldu. Güney Kore halkının Kim Jong-un’un görmeye alıştıkları sert yüzü yerine arkadaş canlısı tavırlarını görmesi, hiç şüphesiz ileride başkan Moon’un elini Kuzey Kore’ye daha sert tavır alınmasını savunan muhafazakarlara karşı güçlendirecektir.

Moon-Kim zirvesini sırasıyla Xi Jinping ve ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ile görüşmeler izledi. KDHC’nin bugüne kadarki diplomatik atılımlarından kısaca bahsettik, şimdi basında pek tartışılmayan şu sorudan bahsetmek istiyorum: KDHC’nin diplomatik olarak açılma yoluna gitmesi ve ilk nükleer test alanını 25-27 Mayıs gibi kapatacağına dair söz vermesi gerçekten Trump’ın “maksimum baskı” politikasının başarısı mıdır? Yoksa ılımlı başkan Moon Jae-in’in tatlı dili mi o “sert ve zalim” diktatörü yumuşatmayı başarmıştır? Cevap ikisi de değil. Kim Jong-un, iktidara gelirken kafasına koyduğu dört hedeften ikisine ulaşmış halde. Diğer iki hedefi gerçekleştirmek için diplomasiyi kullanıyor. Kim’in diplomasiyi kullanma amacı zannedildiği gibi uluslararası topluma tam olarak dahil olmak değildir, zaten KDHC ülkesini uluslararası insan hakları gözlemcilerine tamamiyle açmadıkça bu insan hakları, işçi kampları meselesi yüzlerine vurulmaya devam edecektir. Fakat şu açıktır ki KDHC’nin uluslararası topluma iyi niyetle yaklaşması, üzerlerindeki ekonomik baskıyı hafifletecektir. Kim’in burada yürüttüğü hamle çok ucuz, efektif ve çok boyutludur; hem barışçıl diplomasi ile ABD çevrelerinde sıkça duyulan “önleyici savaş” fikrinin zayıflatılması, hem de uluslararası kamuoyunun gözünde Kuzey Kore’nin bu denli ağır yaptırımlar altında kalmayı haketmeyen barışçıl bir nükleer devlet olduğunun ispatlanmasıdır. Dolayısıyla KDHC’nin bu yolda ABD-Güney Kore arasında yapılan rutin tatbikatlara eskiden olduğu gibi başka bir tatbikatla cevap vermek yerine “Güney Kore’nin Panmunjom’daki barışçıl havayı bozmasını” eleştiren bir açıklama yayınlayarak cevap vermesi daha olasıdır.

Kim-Moon zirvesinde Kim, Güney Kore’ye özgü bir tatlıyı yemeyi öğrenirken. Bu resim, Güney Koreliler tarafından sosyal medyada defalarca paylaşıldı ve sevimli bulundu.

Kim’in niyetlerini sıraladıktan sonra bir soru sormak daha lazım gelir: Amerika Kim’in şartlarını kabul edecek mi? KDHC her ne kadar nükleer test alanlarını kapatacak, nükleer cephaneliğini büyütmeyi bırakacak olsa da halihazırda ellerinde bulundurdukları nükleer silahları anlaşma masasında vermeye hiç de hevesli değil. KDHC hariciyesinin açıklamalarında da görüldüğü üzere Kuzey Kore’nin “Libya modeli”ni, yani önce tamamiyle ABD taleplerinin yerine getirildiği, sonra karşılık beklendiği bir modeli uygulayacağı namümkün. Buradaki en büyük problem belki de “ABD talepleri” kısmı, zira Trump yönetimi klasik açıklamalarından ziyade bu hususta kırmızı çizgileri belirlemiş görünmüyor. Öyle ki bu durum bazı Amerikan kaynaklarını Trump’ın 12 Haziran’da gerçekleşecek zirvede bu sebeple Amerikan çıkarlarını satabileceğini düşünecek kadar kaygılandırmış. ABD yönetiminin KDHC’nin nükleer cephaneliğine dair taleplerini açıkça belirlemediği bir vaziyette işin Trump’ın “alışılagelmedik” metoduna kalmasından korkuluyor.

Amerikan kaynaklarının diğer bir endişesi de Kim’in Güney Kore’deki ABD askeri varlığı meselesini diplomatik bir tuzak olarak kullanabileceği yönünde. Güney Kore başkanı Moon’un açıklamalarına göre KDHC’nin yıllardır tekrarladığı nükleer programın iptali karşılığında Güney’den ABD’nin çekilmesi talebi bizzat Kim tarafından geri çekildi. Batılı kaynaklar bu durumun nihai bir barış antlaşması imzalanana kadar süreceğini, sonra Trump kendisini zafer sarhoşluğu ile “Kore savaşını bitiren adam” olarak medyaya tanıtırken hiç ummadık bir zamanda Kim’in barıştan sonra ABD askeri varlığına gerek kalmadığını söyleyerek Trump’a “Yankee go home.” diyeceğini düşünüyor. Şahsi kanaatim ise Kim’in ABD askerinin Çin’e karşı bir denge faktörü olarak durmasını istediği yönündedir. Zira Kim Jong-un’un iktidarının ilk zamanında ortaya koyduğu dört hedefinin varış noktası “Ebedi Başkan” Kim Il-sung’un Kore’nin birleşmesi üzerine ortaya attığı tezidir. Bu tez dahilinde Koryo Konfederal Cumhuriyeti’nin tamamen bağımsız bir dış politika güdeceğini düşünürsek Kim’in Çin faktörüne karşı Güneyde ABD askeri varlığının devamına izin vermesi muhtemeldir. Fakat ABD’nin bütün varlığını muhafaza etmesine izin verilmeyeceği, nükleer güce sahip birtakım ABD kuvvetinin olası bir krizi önlemek için çekilmesinin isteneceği açıktır.

IV. Sonuç

Yazının sonuç kısmına geçmeden evvel son olaylarla birlikte burada yazdıklarımla çeliştiğini düşüneceğiniz bir gelişmeden -haberiniz yoksa- haberdar etmek isterim sizleri. Normalde 16 Mayıs akşamı paylaşacağım yazıyı bu gelişme üzerine düzenlemek zorunda kaldım. KDHC hariciyesi, 16 Mayıs’ta yaptığı bir açıklamada ABD ve Güney Kore’nin yaptığı “Max Thunder 2018” tatbikatı üzerine Kuzey-Güney Kore görüşmelerini tek taraflı olarak erteledi ve 12 Haziran’da yapılacak Kim-Trump zirvesini iptal etmekle tehdit etti. Olayların bu şekilde gelişmesini Güney’in “daha Panmunjom Deklarasyonu’nun mürekkebi kurumadan KDHC’ye karşı tehditkar bir askeri tatbikata katılmasına” yordu. Pentagon yaptığı açıklamada bu tatbikatların her sene tekrarlanan rutin tatbikatlar olduğunu belirtti. Beyaz Saray’dan alınan gayriresmi bilgilere göre bu açıklama yapılmadan önce kendileri bilgilendirilmediği için açıklama şok etkisi yaratmış. “Demokrasileri Destekleme Vakfı”nın bir üyesi olan Anthony Ruggiero, bu hamlenin Kim Jong-il’den miras kaldığını ve Pyongyang’ın görüşmeleri erteleme/iptal etme tehditleriyle daha çok imtiyaz isteyeceğini söylüyor ve bu yüzden Trump’ın maksimum baskı politikasının devam etmesi gerektiğine inanıyor. Şahsi kanaatim daha önce de söylediğim gibi bunun rutin bir tatbikat olmasına rağmen KDHC tarafından suçun Güney Kore-ABD tarafına yıkılması için yapılan bir açıklama olduğudur. Uluslararası kamuoyunda iyi bir imaj yakalamaya başlamış olan Kim, bu gibi açıkları kullanarak “barışçıl niyetlerinin kötü kullanıldığı” düşüncesiyle Güney Kore ve ABD’ye baskıyı artıracaktır.

Anlatacaklarımız bittiğine göre geriye kalan son bir soru kaldı: Kimin zaferi? Şunu bilmek gerekir ki Kim’in yaptığı diplomatik açılım KDHC’nin belirlediği uzun dönem stratejisinin bir parçasıdır; Trump’ın maksimum baskı politikasının başarısı yahut Moon’un ılımlı yaklaşımının sonucu değildir. Trump, ülkesindeki iç skandalların unutulup “dış politika başarılarının” duyulması ve “Kore Savaşı’nı bitiren kişi” olmak için barış yönünde çaba sarfedebilir. Keza Moon da ülkesindeki muhafazakarlara karşı zayıf düşmemek için bu süreci ayakta tutmaya çalışacaktır. Zira görüşmelerin bu sefer de başarısız olması Güney’de genç nesil arasında azaldığı rapor edilen birleşme umutlarını sıfıra indirebilir. Bunu bilen Kim Jong-un, açıklar yakaladığında onları muhakkak kullanacaktır Moon ve Trump’ın aldığı her darbede “barış isteyen taraf” olarak kalma isteği onları KDHC ile masaya oturmaya itecek ve böylece KDHC uluslararası toplumda daha saygın bir yer elde edecektir. Ortada şu an için diplomatik olarak rakiplerinden bir adım önde olan bir Kuzey Kore varken, Kim’in zaferi olduğunu anlamak zor değil.

 

 

Ümit Kaan Usta

merhaba ben anubrekhan, insanlar zaten gerçek ismimden çok bu şekilde tanıyor. 1-2 senedir askeri tarih, 18-19.yy avrupa tarihi ve osmanlı tarihi üzerine yazılar yazıyorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla