Türk Silahlı Kuvvetleri – 1

 

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin temel görevi 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35’nci maddesinde açıklanmıştır. “ Silahlı Kuvvetlerin aski vazifesi yurt dışından gelen tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak… Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla yurt dışında verilecek görevleri yapmaktır.”
Bütün meselede budur; Türk vatanını savunmak.

TSK Türk Milleti’nin silahlı koludur. Bir çok oyunda bu kolu kesmek için hazırlanmıştır. Yazımızda bu oyunları ele alacağız.

“TSK’ya oynanan oyunlar, oynayanların ayağına dolaştı”

İlker Başbuğ

Aynen böyle oldu TSK’yı bitirmeye çalıştılar ancak beceremediler. Gayeleri Türk Silahlı Kuvvetleri’ni işlevsiz hale getirip, Türk Milletini düşmanlarına karşı savunmasız, güçsüz bir hale sokmaktır.

Her şey 12 Haziran 2007’de başladı.

Her şey Ümraniye 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2007/959 sayılı kararıyla, gelen ihbar üzerine, 12 Haziran 2007’de, Trabzon, Çakmak Mahallesi, Samanyolu Caddesi, Güngören Sokakta Ali Yiğit’in ikamet ettiği evin aranması ile başladı. Polislerin araması ile bulunan el bombaları ve ip uçları ile göz altına alınmalar başladı. Denize bir taş atılır ve o taşın yaptığı halka dalga dalga büyür. Bu olayda aynen böyle tecelli etti ve Eski Genel Kurmay Başkanının bile tutuklanacak raddeye gelmesini sağladı. Olay silsilesi şöyle devam etmektedir; MKE çıkışlı el bombaları, Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan el bombaları ile aynı seride olduğu saptanmıştır. Ali Yiğit’in sorgusunda bombaların Emekli Astsubay Oktay Yıldırım’a ait olduğunu söylemiştir. Oktay Yıldırım göz altına alındıktan sonra, el bombaları konusunda Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin’le ilişikli olduğu anlaşılır. Muzaffer Tekin’de göz altına alınır, evi ve iş yeri aranır. İş yerinde bulunan çarpıcı bir belge ile Ergenekon’un ayak sesleri duyulmaya başlar.

Tekin’in iş yerine bulunan belge “Devletin Yapılanması, Master Plan” isimli dökümanlardır. Ergenekon örgütünün varlığı hakkındaki ilk deliller ele geçirildiği idda edilir.

Bunlarla beraber “Ay ışığı” ve “Sarı Kız” adlı darbe planlarının bulunduğu CD’lerde ele geçirilir. Tekin ifadesinde belgeleri bir polisten temin ettiğini söyler. Sıradaki halka o polistir. Polislikten atıldığıda öğrenilmiş olan Aydın Yüksek’de göz altına alınır. Eş zamanlı olarak belgelerde ismi ele geçirilen Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görevli Subay Muzaffer Şenocak isimli şahsa ulaşılır. Şenocak ifadesinde bu belgeleri emekli binbaşı Fikret Emek’in bilgisayarından aldığını ve Aydın Yüksek’e verdiğini söyler. Fikret Emek’de Eskişehirde göz altına alınır evindeki aramada Ümraniye’ye benzer bir tablo vardır. Ak-47’den tutun Kanasına kadar bir cephanelik bulunur. Soruşturmayı yürüten dönemin savcısı Zekeriya Öz (kendisi şu an Fetullahçı Terör Örgütü ile bağlantılı olduğu saptanmış ve hakkında kırmızı bültenler arama kararı çıkarılmıştır, yurt dışında kaçmıştır.) Oktay Yıldırım’ın Kuvay-ı Milliye Derneği İstanbul Şube Sorumlusu olduğundan yola çıkarak Türkiye genelinde 17 Haziran 2007 tarihinde Ankara, İzmir başta olmak üzere bir çok ildeki şubelerde arama yaptırmıştır.
Derneğin Ankara şubesinde bulunan dizüstü bilgisayarda bazı eylem hazırlıklarının olduğu belgelere rastlanır. Balıkesir adındaki bir başka dosyada ise Tuğrul Deme isimli bir şahsın Balıkesir’de gizli bir teşkilat kurma faliyetleri olduğunu gösteren veriler elde edilir. 18 Temmuz 207’de Tuğrul Deme yakalanır. İfadesinden yola çıkaram Kuvay-ı Milliye Derneği Başkanı Bekir Öztürk’de göz altına alınır. Operasyonlar neticesinde ele geçirilen belgelerin incelenmesinden sonra savcı Zekeriya Öz göz altına alınmaların ve tutuklanmaların ikinci dalgası başlatır. Kemal Şahin, Feridun Nefik Ruhoğlu, Ergün Poyraz, Mehmet Yücel, Hayrullah Mahmut Özgür adlı şahıslarda göz altına alınır. Göz altına alınan yeni kişilerin evinde bazı raporlar bulunur. Bu raporlar Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Ege Ordu Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, 1. Ordu, 2. Ordu, 3. Ordu komutanlıkları ve 8. Kolordu komutanlığından sızdırılan bilgiler ile hazırlandığı tespit edilir.  Ergün Poyraz’ın göz altına alınmasından sonra çarpıcı bir belge daha ele geçirilir. Tabi belge niteliği taşıdığıda şüphelidir. Belge A4 dosya kağıdına el yazısı ile yazılmış Asker Personel Kazım Banat, Ali Erkan’ın İsrailli General Gabriel Libiradier ile bir toplantı yaptığı yazmaktadır. Toplantı içeriği ise daha çarpıcıdır. Toplantı içeriğinde Emekli General Veli Küçük, Sedat Peker, Tacikistan Genelkurmay Başkanı ve ticaret bakanı Mehmet Eminof’a suikast planları yaptıkları yazmaktadır. Bir ayrıntı ise daha kağıtta Kazım Banat’ın Emekli Orgeneral Çevik Bir’in kontrolünde olduğuna dair bir yazım ve işaretlenme olduğudur. Burdaki bulgularda bulunan ipuçları ile Hakan Şanlı, Saipir Debzlelvidze, Emin Şirin, Zeki Çağman başta olmak üzere bir çok kişi daha göz altına alındı. Yeni dosyalar, yeni belgeler, yeni deliller ele geçirilir. En büyük operasyon olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 18 Ocak 2008’de verdiği göz altı kararlarıdır. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük başta olmak üzere Atilla Aksu, Asım Demir, Ümit Oğuztan, Sevgi Erenerol, Sami Hostan şahısları göz altına alınır. Göz altına alınanlardan elde edilen belgelerde bir çarpıcı ayrıntı daha vardır oda şudur; “Lobi-Devlet-Mafya-Devletin yapılandırılması üzerine-Analiz-oluşum-birleşik komün” isimli dokümanda “Sokaklarda başıboş gezen umutsuz gençler Ülkü Ocaklarının etkisindeki gençliğin tarafından eğitilmesi suretiyle Kuvay-ı Milliye Cephesi oluşturulacaktır”

Belgeler üst üste geliyor, göz altına alınmalar durmuyordu. Savcı Zekeriya Öz’ün talimatı ile 21.03.2008 tarihinde göz altına alınmalarda bir dalga daha başlıyor ve Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu, İlhan Selçuk başta olmak üzere bir çok isim daha göz altına alınmıştır. TSK durmadan yıpratılıyor medyada linç kampanyasına tabi tutuluyordu. 1 Temmuz 2008’de Abdullah Öcalan’ı sorgulayan emekli Albay Hasan Atilla Uğur’da göz altına alınıyor. Uğur ilerki yıllarda, beraat ettikten sonra, bir TV programına çıkar ve şu ifadelerde bulunur; “Zekeriya Öz bana bir liste gösterdi, o yazıyı yazan Abdullah Öcalan’dı. Derdest edilecek kişiler bölümünde benim ismim vardı. Engin Alan Paşa’nın ismide o listedeydi” diyerek büyük bir iddada bulunmuş olduğunu hatırlatalım. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’ün daha sonra Fetö’cü olduğunun anlaşılması, tutuklananların beraat etmesi ve mahkemelerin delillerin sahte olması hükümlerine verince Ergenekon’un TSK’yı bitirmek için hazırlanan bir kumpas olduğu anlaşılıyor. Ancak bu hemen anlaşılmayacak haksız tutuklananlar uzun süre hapiste yatacaklardır.

TSK’ya vurulan BALYOZ

Ergenekonda TSK yeterince yıpranmamış gibi bir Balyoz davası başlatıldı. Balyoz davasının başlangıcı 30 Ocak 2010’da Taraf Muhabiri Mehmet Baransu’nun bir bavul dolusu belgeyi İstanbul adliyesine teslim etmesi ile başlar. Bavulda 5 bin sayfadan fazla belge,10 kaset, 19 CD bulunmaktaydı. Belgelerde Darbe planları yer almaktaydı. Belgelerin doğruluğu ise şüpheliydi. Örneğin 2003’e hazırlandığı belirtilen eylem planı olan bir belge 2007 yılında çıkan programı ile çıktı alınmıştı. Bu nasıl olabiliyordu? Bu soruların cevabı Fetöcü savcılardadır. Ancak cevabı tahmin etmekte zor değil.

Belgelerin incelenmesi ardından bir çok kişi göz altına alınmıştır. Eski 1. Ordu komutanı Emekli Orgeneral Çetin Doğan, Emekli Orgeneral Halil Fırtına, Emekli Oramiral Özden Örnek’e yirmişer yıl hapis cezası verilmişti. Bunların yanı sıra Medyada adından sıkça söz ettiren Emekli korgeneral Engin Alan ve bir çok emekli paşalarda tutuklanmıştı. Balyoz’un Türk milletine bilançosu şudur; 743 kişi yargılandı, 68 muvazzaf paşa tutuklandı. Bu sayı şu istatistiği veriyor o dönem görev yapmakta olan her 5 Türk Silahlı Kuvvetleri generalinden 1’i tutuklanmıştır. 125 Albay tutuklanmıştır. Bu tutuklanan Albaylar gelecekteki TSK’nın üst kadrosunu oluşturacaktı. Ancak Balyoz ile kariyerleri bitirildi. Bu boşalan yerleri ise Fetöcü subaylar aldı. 2 kurmay olmak üzere 6 yarbay, 3’ü kurmay 16 binbaşı, 5 yüzbaşı, 4 teğmen, 5 astsubay tutuklandı. Emekli subaylardan tutuklananların toplam sayısı 72’dir. Yargılanan 743 kişiden 335’i tutuklandı. Bu süreç 5 yıl devam etti. 5 yıl sonunda toplam 236 kişi beraat etmiştir. Yargıtay Ergenekon davasındaki kararı örgütün varlığına ilişkin gerçek ve somut delil ortaya konulamaması esasında kararı bozma gerekçesi yaptı. Hukuka aykırı aramalar ve dinlemelet, gizli tanık beyanları gibi sebeplerle karar usulden de bozuldu.

Ergenekon ve Balyoz’un çamurları biter mi? Tabikide hayır.Ergenekon kararı 2016 yılında bozulmuştu. Ancak karar bozulmadan önce 2012 yılında başka bir skandala daha imza atılmıştı.

Andıç davası

“İnternet andıçı” davası Ergenekon davasından doğmuştur. Ergenekon kapsamında yargılanan Albay Hasan Ataman Yıldırım’ın evinde bulunan “Hayhay” belgesi ile “İnternet Andıçı” davası başlamıştır. TSK bünyesinde sivil memur olarak çalışan Mehmet Sarıkahya’nın Cemaati ve İktidarı eleştirmek için, kara propaganda yapmak için, kurulan internet sitelerinin, kurulmasında rol oynadığı saptanmıştır. Kurulan 42 site TSK’ya bağlı olduğu kanaatine varılmıştır. Bunlardan “irtica.org” ve “turkatak.gen.tr” iddianamenin temelini oluşturmaktadırlar. İddianamede ulusal basın yayın organlarından çıkmış köşe yazıları ve haberlerin derlenip bu sitelerde yayınlanması bulunuyor. Bu derlemelerin özelliği ise hükümeti eleştirici, baskı altına alıcı, zayıflatıcı haberlerin ve yazıların bulunmasıydı. Bu davada böyle başlamıştır. En dikkat çekici olay ise 26. Genel Kurmay Başkanımız İlker Başbuğ 6 Ocak 2012’de göz altına alınıp bu dava kapsamından “terör örgütü kurup yönetmek” suçlaması ile tutuklanmıştır. 7 Mart 2014’de ise İstanbul 20. Ağır ceza mahkemesi hak ve hürriyet ihlali olduğu gerekçesiyle İlker Başbuğ’u tahliye etti.
“Üniformamız kefenimizdi ama hain dediler, yazıklar olsun!” Bu sözler Ali Türkşen’e ait.
22 yıl önce Kardak Krizinde görev alan SAT (Su Altı Taaruz) komandosu Üsteğmen Ali Türkşen, 2013 yılında Kurmay Albay rütbesinde iken Balyoz davası kapsamında tutuklanmış bir kahramanımızdır. Ali Türkşen gibi Hasan Atilla Uğur gibi nice kahramanlarımızı Ergenekon, Balyoz diyerek içeri attılar. İronik olanı ise Kahraman subaylarımızı hapse atan savcılar Fetöcü diye 15 Temmuzdan sonra yurt dışına kaçmıştır. Ancak kahraman subaylarımız her zamanki gibi ülkelerini desteklemişlerdir. TSK’yı ne Yunanlılar bitirebilir nede PKK, PYD, YPG. Bizim nefesimizi kesen bizi bitirmeye çalışan ve bu kadar yaklaşabilen tek düşman “çinli hatunlar” tabiri ile Pensilvanya’dan yönetilen hainlerdir. Ancak TSK ve Türk Milleti ayaktadır. Türk milleti üstünde bu kadar oyunlar oynandı. TSK’nın DNA’sını bozuldu. Bu süreçlerde TSK’ya Fetullahçı Terör Örgütü sızdı. Bunun bedelinide 15 Temmuz’da ödedik.
TSK ise hala daha görevini sürdürmekte vatanı korumaktadır. Bunun kanıtı ise geçtiğimiz günlerde merkezine girdiğimiz Afrindir, “Zeytin Dalı” harekatıdır.

Turan Koçal

Özarslan

Ben Enes Özarslan! infoselect.org sitesinin kurucusu ve bir yazarıyım. Burada yazar arkadaşlarımızla çeşitli alanlarda yazılar yazıyoruz. Bizi takip etmeyi unutmayın !

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla