Dişi Kartal: Sabiha Gökçen

Sabiha Gökçen,  Türkiye’nin ve dünyanın ilk kadın savaş uçağı pilotu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin gururu,  dişi kartal. Sabiha Gökçen 22 Mart 1913 yılında Bursa’da dünyaya geldi, 6 çocuklu memur bir ailenin en küçük çocuğuydu. Anne ve babasını erken yaşta kaybetti. 1925 yılında Başbuğ Atatürk tarafından evlat edinildi. Sabiha Hanım, Atatürk ile tanışmasını şu şekilde anlatıyor;

“İşte yine bahçede dolaşıyor, çiçekleri seviyor, onları kokluyor, onlarla konuşuyor… Çiçek seven, doğayı seven insanlar çok ince ruhlu olurlarmış… Kuşku yok ki Gazi Paşa da ince ruhlu, soylu bir insan. O halde niçin ağabeyimin beni köşke götürmesini bekleyelim? Bundan daha iyi fırsat olur mu? Bizim evle Gazi Paşa’nın konakladığı köşk arasında küçücük bir tabii çitten başka bir şey yoktu.. Bütün mesele cesaretimi toplayarak o çiti aşabilmekti. Bunu yapmalıydım… Çocukken de cesur bir kızdım. Öyle olur olmaz şeylerden korkmaz, öyle olur olmaz şeylerden kaçmazdım.

Göz açıp kapayıncaya kadar merdivenlerden inip dışarıya çıkarak çiti aşıverdim. Bunu yaparken yüreğimin yerinden fırlayacakmışçasına çarptığını hissediyorum… Ama artık olan olmuş, ok yaydan fırlamıştı. Dönüşü yoktu bu yolun. Birden etrafımı üç muhafız çeviriverdi. Daha fazla ileri gitmeme engel oldular….”

“-İki yıldır yolunu gözlüyorum Gazi Paşa’nın… Şimdi elini öpeceğim, başka zaman istemem… Geri dönmeyeceğim…”

Muhafızlarla aralarındaki bu konuşma sürerken Sabiha’nın sesi de perde perde yükseliyordu.

“-…Geri dönmeyeceğim!”

“Bunu söylerken gözlerim Gazi Paşa’yı aramıştı. Dediğim gibi o da bize bakıyordu. Savaş kartalının yüzü bir peygamber yüzü kadar yumuşak ve cana yakındı. Eliyle muhafızlarına beni bırakmalarını işaret etti. İşte önümdeki setler, engeller yıkılmıştı nihayet… Şimdi ne yapacaktım? Dizlerimin bağı çözülüyordu… Heyecandan bütün vücudumun titrediğini hissediyordum. Gazi Paşa beni bekliyordu çiçeklerin arasında.

Durumu hissetmiş olacak ki, yumuşacık, kadife gibi, son derece içtenlikli bir sesle:

‘Gel bakalım çocuğum! Diye seslendi. ‘Madem beni görmek istiyordun, niçin orada duruyorsun?”

Sabiha, Köşkte, manevî kız kardeşleri Rukiye ve Zehra ile birlikte ilkokul eğitimi alır, bir süre Arnavutköy Kız Koleji’nde , bir süre de Üsküdar Kız Lisesi’nde okur. Ancak rahatsızlığı nedeniyle okumaya devam edemez, Heybeliada ve Viyana’da tedavi görür. Viyana’dan sonra bir süre de Paris’te bulunur. “Ne memleket hasretine, ne Paşa’nın hasretine, ne de insanları[nın] hasretine, herkeslerin o çok beğendikleri, hayran kaldıkları Paris’te de dayanamayarak” tedavisi biter bitmez Türkiye’ye geri döner. Fransızcasını ilerletmiştir ama henüz kendisini hangi alanda geliştirmek istediğine karar vermemiştir. Bir dönem böyle geçer. Daha sonra Halit Kıvanç’a Paris yolculuğunu da içeren 1930-1935 arasındaki bu dönemi “sıkıntılı, bomboş yıllar…” olarak anlatacaktır.

Sabiha Hanım, Gökçen soyadını alması ve ilk defa havacılığa girmesiyle ilgili anılarında şöyle bahseder;

“Küçük yaşlardan itibaren yüzme ve binicilik gibi çeşitli sporlara ilgim vardı ve manevi babam, “Mükemmel bir pilot olursun” dedi. Ülkede herkes soyadı almaya başladığı zaman manevi babam bana, “gök” kökünden gelen Gökçe soyadını verdi. O andan itibaren içimde uçmaya karşı bir heves başladı. Bir yıl sonra (1935) babam, Türkiye’nin ilk hava okulunu kurdu. Ben okulun açılış törenine katıldım ve ilk kadın öğrencisi oldum.”

Birkaç ay içinde Türk Kuşu’ndaki eğitimini tamamlayan Sabiha Hanım, 7 erkek öğrenciyle birlikte Rusya’ya planör öğretmenliği eğitimi almak için gider. Odesa’da planör öğretmenliği diploması alan Sabiha Hanım, Ankara’ya dönüşünde Eskişehir Askerî Tayyare Okulu’ndan getirilen motorlu bir uçakla eğitimine devam eder. Anılarında Motorlu uçakla ilk yalnız uçuşuyla ilgili  şöyle bahseder;

“Tek başıma ilk uçuşumu bugün bile hatırlarım. Bir gün önce manevi babamla eğitim okulunda öğretmenimin de katıldığı bir akşam yemeği yemiştik. Orada babam ilk kez, “erken uyu” dediği için şaşırmıştım. Nedenini o an bilmiyordum. Ertesi gün, manevi babamın, tek başıma uçacağımı öğretmenimden işittiğini sonradan öğrendim. Ertesi sabah, manevi babamla havaalanına (bugünkü Atatürk Havaalanı, İstanbul) birlikte gittik ve bağımsız uçuş yapacağımı söyledi. Manevi babam uçuşumu izlerken, önce küçük bir daire, daha sonra da büyük bir daire çizerek uçtum.”

Bu uçuştan sonra Başbuğ Atatürk, Sabiha Hanım’a aşağıdaki cümleyi kurar;

“Teşekkür ederim Gökçen… Beni çok mutlu ettin. Şimdi artık senin için planladığım şeyi açıklayabilirim…Belki de dünyada ilk askerî kadın pilot olacaksın. Bir Türk kızının dünyadaki ilk askerî kadın pilot olması ne iftihar edici bir olaydır tahmin ediyorsun değil mi? Şimdi derhal harekete geçerek seni Eskişehir Askerî Tayyare Okulu’na göndereceğim. Orada özel bir eğitim göreceksin.”

Sabiha Hanım Eskişehir’de iki yıl eğitim görür ve 1937 ilkbaharında Dersim Harekâtı’na katılarak dünyanın yalnızca ilk askerî pilotu değil, ilk savaş pilotu olur. “

Harekâttan son anda haberi olan Sabiha Hanım, uçağıyla hemen Eskişehir’den Ankara’ya gelerek Atatürk’e harekâta neden katılmak istediğini anlatmış ve kendisine izin vermesini istemiştir. İkna süreci işe yaramış, gerekli izin çıkmıştır. Atatürk Gökçen’i harekâta gönderme kararını daha sonra arkadaşlarına şu şekilde anlatır;

“İşte yine Türk kızına görev düştü… Bizim Gökçen uçağı ile Dersim Harekâtına katılacak yarın sabah… O artık bir genç kız değil bir genç askerdir… Arkadaşlarından geri kalmayacağından, görevini bihakkin yerine getireceğinden ben nasıl eminsem, sizler de emin olmalısınız… Bunun ne derece tehlikeli bir şey olduğunu biliyor. Ama göreve gönderilmediği takdirde böyle bir ayrımın onun en çok sevdiği meslek olan havacılık mesleğinden kopmasına neden olabileceği düşüncesindeyim… Yetiştiği ocakta bu gibi hallerde göreve koşması öğretildi kendisine. O halde? O halde şafakla beraber Dersim Harekâtına katılacak.”

Ancak bu konuşma sırasında başka bir diyalog daha gerçekleşmiştir;

Atatürk : “Madem ki bu kadar istiyorsun ben sana izin veriyorum… Ama Sayın Mareşal Çakmak’a da bir kere sormamız lazım… Bu bir askerî harekâttır. Eğer o müsaade ederse gidersin. Yalnız şunu unutma, sen bir kızsın. Alacağın görev oldukça çetin. Aldatılmış bir eşkiya çetesiyle karşı karşıya kalacaksın. Onların da ellerinde birtakım silahlar var. Uçağın arıza yapacak olursa mecburi inişe geçecek ve sonunda onlara teslim olacaksın. Bunun ne demek olduğunu başına gelmedikçe bilemezsin… Bu takdirde ne yapacağını düşündün mü?”

Sabiha Gökçen : “Hakkınız var… Nihayet altımızdaki bir uçak. Her an arıza yapabilir. Düşebilir, çakılabilir… Şayet böyle bir şanssızlık olursa, hiç merak etmeyin, ben kendimi onlara canlı olarak teslim etmem.”

Bu sözler Atatürk’ün beklediği sözlerdir. Çok duygulanır ve Gökçen’e kendi silahını verir;

“Umarım kötü bir durumla karşılaşmazsın. Fakat herhangi bir zamanda senin şeref ve haysiyetine dokunacak bir olayla, bir durumla karşılaştığında hiç tereddüt ermeden bu silahı ya karşındakine karşı ya da kendi beynine boşaltmaktan asla çekinme!”

Sabiha Gökçen Atatürk’ün bu sözlerini asla unutmayacağını söyleyerek silahı öperek başına koyar. Nitekim anılarında bu olayı ve harekâtı anlattığı bölümün başlığı şöyledir:

“Dersim Harekâtı ve Namusumu Koruyacak Silah!”

Sabiha Hanıım harekat dönüşünde artık genç bir kadın değil bir ulusal kahramandır. Harekat dönüşünde Sabiha Hanım’ı ilk kutlayan kişilerden biri İsmet Paşa’dır. İsmet Paşa Sabiha Hanım’a şu sözleri söylemiştir;

“Atatürk kadar bizler de senin çalışmalarını, başarılarını, cesaretlerini çok yakından takip ediyoruz… Sen savaş boyunca bize cephane taşıyan Türk kadınlarından birisin. Onlar bu işi yerde yapıyorlardı, sen gökte yapıyorsun ve yapacaksın.”

Bu harekat ve Sabiha Hanım’ın başarıları Başbuğ Atatürk için de büyük bir önem teşkil ediyordu ve harekat dönüşü şu sözleri kullanmıştır;

“Seninle iftihar ediyorum Gökçen! Yalnız ben değil, bu olayı çok yakından izleyen bütün bir Türk ulusu iftihar ediyor… Genç kızlarımızın neler yapabileceklerini bir kez daha bütün dünyaya ispat ettiğin için övünsen yeridir… Biz asker bir ulusuz. Yedisinden yetmişine, kadınından erkeğine asker yaratılmış bir ulusuz… Ancak bizim askerlik anlayışımız asla emperyalist düşüncenin yarattığı bir anlayış değildir… Barış amacı ile asker olan bir ulusun dünyadaki yeri barış bayrağının yanıdır.”

28 Mayıs 1937 tarihinde, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı dahil olmak üzere üç yüzden fazla davetlinin katıldığı bir törenle Sabiha Hanım’a Türk Hava Kurumu’nun Murassa Madalyası verilmiştir. Havacılık ve Spor dergisi 15 Haziran 1937 tarihli sayısını Sabiha Gökçen’e ayırmış, bir yandan dönemin ileri gelenlerinin yazılarına, bir yandan da Gökçen’e murassa madalyanın verildiği törenin detaylarına yer vermiştir. Behçet Kemal Çağlar, “Türk Kızı, Gök Kızı, Atatürk Kızı…” başlıklı yazısında Sabiha Gökçen’in başarısıyla birlikte Türk olmaktan bir kez daha gurur duyma fırsatı bulduğunu belirtir ve onu şu şekilde tanımlar;

“Atının üstünde, erkek kahramanları geride bırakarak, akıncıların önüne düşen ‘Tomris’i Türk ırkı bir kere daha yarattı: Tayyaresinin içinde Sabiha Gökçen” (Havacılık ve Spor, s.3116).

Sabiha Gökçen, kimileri tarafından yeni tarih yazımıyla önem kazanan eski Türk tarihindeki karakterlere benzetilmiş, kimileri onun Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre”sindeki kadın asker “kahramanının canlısı” (Havacılık ve Spor, s. 3127) olduğunu düşünmüş, kimileri ise onu “Anadolu istiklâl mücadelesinde sessiz sakin, bütün bir feragat içinde yurdun kurtarılması için savaşan ‘meçhul kadın’ın torunlarından biri” olarak görmüştür (s.3122). Yunus Nadi de Cumhuriyet’ten alıntılanan yazısında Sabiha Gökçen’i, “yalnız kendi cinsinden vatanperver Türk vatandaşı kadın gençliğine değil tüm gençliğe örnek göstermiştir” (Havacılık ve Spor, s. 3125).

Sabiha Hanım daha sonra Türkkuşu’na başöğretmen olarak atanır. Bu arada Balkan Paktı heyetinin davetini kabul ederek 1938 yılında tek başına bir Balkan turuna çıkar. Sabiha Hanım Atina, Selanik, Sofya, Belgrad ve Bükreş’te askerî törenlerle karşılanır, çeşitli bröve ve nişanlarıyla İstanbul’a, hastalığı iyice ilerlemiş olan Atatürk’ün yanına geri döner. Atina’da yaptığı konuşma bu gezinin amacını özetlemektedir;

“Balkan turuna çıkan ilk askerî Türk kadın pilotu olduğum için mutluyum… Sanırım bu işi bütün dünyada ilk defa başarabilen ben olacağım… Türk kadınlarının her alanda neler yapabileceğine dost ülkelerin tanık olmasını istedim. Beni bir barış elçisi olarak da kabul edebilirsiniz… Biz Atatürk’ümüzün dediği gibi yurtta ve dünyada barış isteyen bir ulusuz… Temelli barış gerçekleşmedikçe, dünyada huzur bulmaya, rahat yaşamaya olanak yoktur. Savaşı değil, barışı sevmeliyiz. Düşman ülkeler değil, kardeş ülkeler olmalıyız. Bir Türk kadın askerî uçmanı size barışı anımsatmak, dostluğu perçinletmek için geliyor.”

Gezinin iki amacı vardır: Yeni imzalanan Balkan Paktı uyarınca işbirliği ve barış mesajları vermek, ve Balkan’lara olduğu kadar tüm dünyaya “Türk kadınlarının her alanda neler yapabileceğini” göstermek.

Sabiha Hanım 1955 yılına kadar Türkkuşu’nda başöğretmen olarak çalışmaya devam etmiştir. 1940 yılında evlenmiş, kocasına kendi soyadını vermiş, ancak üç yıl sonra kocasını kaybetmiştir.

Göklerin kızı, dişi kartal, şerefli ve onurlu Türk kadınının simgesi Sabiha Gökçen Hanım 22 Mart 2001 tarihinde kendi doğum gününde bu hayata göz yummuştur. Bu dünyadan göçtüğü zaman arkasında büyük bir iz bırakmıştır. Türk kadınının ne kadar çalışkan, güçlü, onurlu ve şerefli olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Sabiha Gökçen Türk ulusunun yetiştirdiği kadın kahramanlardan biridir. Bu yazımızda Sabiha Hanım’ın büyük hayatının küçük bir bölümüne yer verdik. Ruhu şad, mekanı uçmağ olsun!

 

Dünyada hiç bir milletin kadını “Ben Anadolu Kadınından fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim” diyemez!

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla