#BugünlerdeNeOkuyorum?

*Kısa bir müddet önce kendi sosyal medya hesaplarımdan birisinde yayınladığım bir yazıdır.*

Bugünlerde Kadir Mısıroğlu’nun iki cilt halinde neşrettiği Geçmiş Günü Elerken isimli kitabı ve Millî Mecmûa adıyla ilk sayısını yayınlayan bir mecmuayı okudum.

İlk kitabın muhtevasını özetlemek gerekirse, İlk ciltte Mısıroğlu, doğduğu muhitten başlayarak meşhur 27 Mayıs İhtilali’ne kadar olan yaşamını, ikinci ciltte ise 27 Mayıs İhtilali’nden başlayarak 1980 İhtilali’ne kadar olan yaşam aralığını anlatıyor. Kadir Mısıroğlu Beğ’in daha önce “Bir Mazlum Padişah” adlı serisini de okumuştum. “Geçmiş Günü Elerken” isimli bu iki ciltlik eserini de ortaya koyduğumuzda, bu beş kitabın beşinin de asıl yazılanı değil de dipnotları okutuyormuş gibi bir havası var. İki farklı açıdan bakmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bunlardan birincisi, asıl kitabı okurken araya giren o dipnotun sayfalar boyunca akması ve en fazla 1-2 sayfa ara vererek bu dipnot deryasının devam etmesi, bazen asıl kitaptan bizi uzaklaştırıyor lâkin ilginç biçimde okuma zevkini asla kaybettirmiyor. Bu aslında kötü bir özellik olarak farzedilebilir. İkincisi ise, dipnotların, okura, asıl kitaptan daha fazla malûmat vermesi olmalı. Bazen ilginç bir hatıranın daha kapsamlı anlatımı, okuyucunun merakını gideriyor. O padişah serisini es geçip Geçmiş Günü Elerken adlı eseri tekrar ön plana koyduğumuzda, dipnotların sıkmadığını ve aksine bende okuma isteğini daha fazla arttırdığını söyleyebilirim.

Kitabın içeriğinde, Mısıroğlu’nun tanınan Kemal Paşa aleyhtarlığına dair çok fazla şey olmamasına rağmen doğduğu dönemin gereği olarak yer yer Kemal ve İsmet Paşalardan bahsediliyor fakat çok ileriye gitmemek kaydiyle. Zira Mısıroğlu, Tek Parti Devrinin siyasi bir aktörü değil, figüranıdır. Çünkü o dönemlerde talebe imiş.

İlk cildin başlarında doğduğu muhiti anlatırken, betimleme özelliğini çok fazla kullanarak “Şimdi yandık!” Diye başlamıştım kitaba. Zira çok fazla ve gereksiz bir ayrıntıya boğduğunu söyleyebilirim. Gereksiz çünkü bu bahsedilenler üzerinden daha sonrasında hiçbir vaka anlatılmıyor. Kabul edersiniz, etmezsiniz bilemem lâkin bu bence eksi bir taraftır.

Unutmadan söyleyeyim, dil konusunda çok absürt bir dil kullanılmamış. Günümüz Türkçesine yakın, çok az –en azından bize- yabancı olan kelimeler kullanılmış lâkin bu kelimeler bi’ “Google’lamanıza” bakıyor. O sebeple dil konusunda eksi bir yorum yapamayacağım.

Yine kitapların içerisinde bol bol fotoğraf var. Mısıroğlu’nun kitabı olmasına rağmen başka kimselerin de fotoğrafı bol bol yer edinmiş kendine. Fotoğrafı bulunan kişilerin hiç görmediğim fotoğraflarını dahî bu vesileyle görmüş bulundum.

Kitap hakkındaki bir diğer eksi taraf ise kitabın kapağı. İlk baskısının zamanında kitabın kapağı ne şekildeydi bilemeyeceğim. Benim edindiğim kitaplar 2015 baskı yılına sahipti. İlk cildi yeşil renkte, çok amatörce hazırlanmış bir afiş, fotoğraf, “photoshop” gibi olduğundan hoşuma gitmedi. Lâkin ikinci cildi beyaz ve mavi renklerin kullanıldığı daha hoş, ön kapağın fotoğraflarla özenilerek süslenmesi göze hitap ediyor.

Benim anam, babam, akrabam dahil her kişi için düşüncelerim değişmez bir kanun çerçevesinde şekillenir. Bir insanı sevip sevmemek, benim için bir hareketine dahî bakabilir ancak ona saygı duymam ve onunla bazı konularda sevmesem de konuşmam, artı ve eksi yönlerini ele almama bağlıdır. Birisinin yaptığı bir yorum kötüyse, diğer yorum iyiyse, ortada kalmayı tercih edip bu insana ne çok iyi ne de çok kötü davranmamayı bilirim. Buna bazısı, işine geleni sevip sevmemek diyebiliyor ya! Yahu insan, hayatı asla uç noktalarda yaşamamalı diyorum sadece. Abdülhamid için “Ulu Hakan” ve “Kızıl Sultan” sıfatlarının ikisini de doğru bulmayarak “Ne ulu ne de kızıl sultan” diyerek ortada duruyorum. Atatürk hakkında ise kötü bulduğum yanları söyleyip, asker olduğu dönemdeki faaliyetlerini övdüğüm çok olmuştur. Mısıroğlu için de durumum aynıdır. Bunları yazmamın sebebi, sizin kutuplaşarak düşmanlığınıza devam etmekten kaçınmanızı sağlamaya çalışmak ve yakın tarihi birisinin gözünden yaşamaktan mahrum kalmamanızı sağlamak. Kısacası bu iki ciltlik eseri tavsiye ediyorum.

Bir diğer okuduğum kitap ise Kısık Sesler olan ismini değiştirip Milli Mecmûa ismiyle neşriyat hayatına devam eden mecmuanın Ocak Şubat sayısı oldu. Bu sayı, Türkçülüğün yakın tarihteki ehemmiyet arz eden ismi Atsız Beğ için özel bir sayı olmuş.
İçeriği buna benzer bir kitap daha okumuştum daha önce. O kitap “Bayrak Kalpak Revolver” idi. Aynı malûm kitapta olduğu gibi Milli Mecmua da çeşitli makalelerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş. Benim bu tarz kitaplar hakkındaki düşüncem şudur: Bir oturuşta okunacak kitaplar değiller. Çünkü çeşitli bölümlere ayrılmış makalelerle dolu bu kitap, çok fazla bilgi içermekte ve çok fazla konu bulunmasıyla insanı mental manada yormakta. Atsız’a dair hiçbir fikri olmayan bir adamı, fazlasıyla doyurur ve zannediyorum ki Atsız’a dair her şeyi bilmesini sağlar.

“İlim tahsil ederken memleket ve mukaddesat düşmanlarınca şehid edilen Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na” ithaf edilen kitabın, çeşitli bölümlerden oluştuğunu söylemiştim, ondan biraz bahsedelim. Kitabın ilk sayfaları Atsız’ın biyografisine ve kişiliğine ayrılmış. Genel olarak Atsız’dan, Sabahattin Ali ile aralarındaki meseleden ve 3 Mayıs 1944 olayını bu bölüme sığdırmışlar. Bundan sonra “Edebi Kişiliği, Tarihçilik” bölümleri, ardından “Mukayeseler” adı verilmiş ve içerisinde Rıza Nur, Peyami Safa gibi isimlerle olan ilişkilerinden bir bölüm, zannımca kitabın en önemli kısmı “Fikir” bölümü, “Denemeler” “Eleştiri” ve “Röportaj” bölümlerini içeriyor kitap.

En arka sayfalarında Atsız’ın fotoğrafları mevcut.

Kitabın kapağı gayet hoş ve sâde. Büyük bir puntoyla, Atsız için, “GEÇMİŞİN ERKEK SESİ” yazılmış. Önsöz kısmında bunu şöyle izah etmişler: “Neden ‘Geçmişin Erkek Sesi?’ diye soracak olanlar da illâ ki olacaktır. Şöyle diyelim: Atsız’ın romancılığı, şairliği, fikirleri belki yeterli görülmeyebilir, eğriye eğri doğruya doğru demesi O’nun en önemli meziyetidir. Erkeklik asla bir cinsiyete indirgenmemiş, Atsız’ın kömen şiirindeki dizelerden yola çıkarak bir duruşun ve tarihin yansıması olarak ihtiva etmiştir.” Bu cihetle gayet haklı bir söz olduğunu ifade etmek isterim.

Kitabın dili herkesin anlayabileceği, çok olağanüstü kelimeler kullanılmamış sâdelikte.

Kütüphanemde, Atsız hakkında merak ettiğim veya yazacağım bir konu olduğunda hazır bir kitap olacağından benim hoşuma gitti.

Kısacası kitap seçimlerimden memnun kaldım. Bu üç kitabı da herkese tavsiye ederim.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla